| Hesap Sorma Zamanı
|
|
| Anahtar kelimeler : hesap sorma zamanı TKP özelleştirme AKP 12 Eylül Özal Mesut Yılmaz Tansu Çiller |
This content requires JavaScript and Macromedia Flash Player 7 or higher. Get Flash
|
| |
|
|
odysseus
Üyeliği:20 06 09
Videoları:61
|
| : : odysseus on May 26, 2010 |
| Kategoriler: Siyaset Film - Fragman |
| İzlenme Sayısı : 1264 |
| Yorumlar :0 |
| Süre: 04:25 |
|
Hesap Sorma Zamanı
TKP’nin “Hesap Sorma Zamanı” başlıklı kampanya için hazırladığı propaganda filmi.
TKP kampanyası www.tkp.org web sitesinde şu şekilde duyuruluyor:
AKP Anayasa’yı değiştirmekten bahsediyor. Özelleştirmeler marifetiyle halkın ürettiği değerlerin üzerine çöreklenirken, “kamu yararı”nı hiçe sayarak her şeyi para babalarına devrederken Anayasa akıllarına hiç gelmiş miydi? Son yirmi beş yıldır Türkiye tarihinin bu en büyük yağmasını gerçekleştirirken ne Anayasa dinlediler ne de hukuk… Şimdi yapmak istedikleri ise yağmanın önündeki bütün engelleri kaldırmak! Bir de buna “demokratikleşme” diyorlar...
İktidar partisi “Anayasa’yı değiştireceğim” diyor. Anayasa’yı değiştirecek ve böylece Türkiye’yi darbe anayasasından kurtaracaklarmış… Anayasa’yı değiştirecek ve ülkemizin ayağına vurulmuş prangaları kırıp atacaklarmış…
AKP bunları söylüyor ve “razı olmayan varsa referanduma giderim” diye sopasını sallamayı ihmal etmiyor.
Peki, nedir o prangalar?
Sıralıyorlar: “Asker vesayeti”, “yargı vesayeti”, “darbeci zihniyet”… Listeleri böyle uzayıp gidiyor.
12 Eylül’ün Türkiye’de neleri değiştirdiğini, daha doğrusu Türkiye’den ve halkımızdan neler götürdüğünü gayet iyi biliyoruz. 12 Eylül, ülke tarihinin en büyük yağma ve talan sürecine kapıları sonuna kadar açmış, bu sürecin karşısına çıkan veya çıkabilecek bütün engelleri adım adım ortadan kaldırmıştır. 12 Eylül halkımızın on yıllar boyu alın teriyle, canı pahasına mücadele vererek yarattığı değerlerin üzerinden “silindir gibi” geçmiştir. 12 Eylül, Türkiye’ye Özal’ın “ben zenginleri severim” zihniyetini, “küçük Amerika olacağız” hezeyanlarını, “bir koyup üç alacağız” fırsatçılığını, “benim memurum işini bilir” arsızlığını “armağan etmiştir”.
12 Eylül’ün getirdiği, daha doğrusu halkımızdan götürdüğü, yalnızca yaptığı anayasa değildir; Özal’da ve “vecizelerinde” cisimleşen piyasacı, yağmacı, açgözlü zihniyettir.
Halkımızın son otuz yılının üzerine, gerek asker postalıyla gerekse Özal’ın televizyon ekranlarından sallayıp durduğu kalemiyle çöreklenen esas vesayet budur: Bu, sermaye egemenliğinin vesayetidir.
Bu vesayetin, Özal’ın yazmaya değil, halkımızın alın teriyle yarattığı değerlerin üzerine birer birer çizik atmaya yarayan kaleminin bugünkü taşıyıcısı AKP iktidarıdır. O kalem, bugün Tayyip Erdoğan’ın elindedir. 12 Eylül’ün halkımızdan götürdüklerinin hesabı sorulmadan, 12 Eylül Anayasası’ndan kurtulmak mümkün değildir. Neredeyse otuz yıldır kesintisiz bir biçimde satılan, talan edilen, zenginlere peşkeş çekilen onlarca kamu işletmesinin; satılan, paralı hale getirilen okulların, hastanelerin; yağmalanan kıyıların, ormanların; işsizliğe ve açlığa mahkum edilen, geleceği karartılan insanlarımızın hesabı sorulmadan 12 Eylül’ün ülkemizden götürdükleri asla yerine konamaz.
Çünkü 12 Eylül özelleştirmedir, piyasalaştırmadır, sermayenin dizginsiz egemenliğidir; bu uğurda hırsızlığın, hukuksuzluğun kural haline getirilmesidir.
“Darbe Anayasası’yla hesaplaşıyoruz” diye ortalığı ayağa kaldıran AKP, en büyük darbe mirasyedisidir. Çünkü şu ana kadar yapılmış bütün özelleştirmelerin yüzde 80’inden fazlasını gerçekleştirenlerin, her fırsatta Özal’a vefa borçlarını dile getirenlerin, halkımızı işsiz, eğitimsiz, sağlıksız bırakanların, “ülkeyi pazarlamayı” görev bilenlerin verilecek hesabı vardır. Bu hesap en çok AKP’den sorulmalıdır, çünkü AKP sistematik bir şekilde kamunun zarara uğratılması sürecinin son halkası olmakla kalmamış, en büyük aktörü de olmuştur.
Çünkü özelleştirme ve piyasalaştırma süreci marifetiyle kamu çok çeşitli biçimlerde zarara uğratılmış, halkımızın yarattığı değerler tek tek sermaye sınıfının açgözlü, ilkel birikim hırsına teslim edilmiştir. Bugüne kadar gerçekleştirilen onlarca özelleştirme sonucunda sürekli kabaran bu hesap, derhal ve mutlaka, bu sürecin gelmiş geçmiş bütün sorumlularından sorulmalıdır. Bugüne kadar gerçekleştirilen özelleştirme ve piyasalaştırma uygulamaları bir bütünlük içerisinde kamuyu zarara uğratmış, ülke çıkarlarını hiçe saymış, halka ait değerleri sistemli bir şekilde sermaye sınıfına devretmiştir. Özelleştirmeler onlarca hukuksuzluk ve kural tanımazlık örneğine sahne olmuştur.
Özelleştirmeler yol açtığı işsizlik ve pahalılığın yanı sıra, ülke tarımı ve sanayisinde yarattığı tahribat nedeniyle de toplumsal bir yıkıma sebep olmuştur. Bu felaketin failleri ile oluşumuna yardım ve yataklık edenlerin bütünü, yani özelleştirme politikalarının icracısı tüm hükümetler ve bu süreçte rol almış bütün bürokratlar, ortaya çıkan sonuçlardan birinci derecede sorumludur.
Ülke tarihinin en büyük özelleştirmelerini gerçekleştiren AKP hükümetinin açtığı Anayasa bahsinin en önemli boyutu, kendi yargısını, dolayısıyla kendi hukukunu yaratma sürecinin önündeki tüm engelleri kaldırarak, bu organize suçun her türlü yargısal engelden azat edilmesini sağlamaktır. AKP, en küçük bir engelle karşılaşmadan halka karşı suç işleme “özgürlüğüne” erişme çabasını ise “demokratikleşme” diye adlandırmaktadır.
“Demokratikleşme” diye adlandırdıkları, örneğin 4-C adı verilen kölelik düzeninin hiçbir bir engelle karşılaşmadan “yasalaşması” anlamına gelmektedir; örneğin limanlarımızın iki yıl beklemeksizin, derhal yandaşlara ve yabancı ortaklarına peşkeş çekilmesidir; örneğin otoyolların, köprülerin, enerji santrallerinin önüne bir yazar kasa konulup, “dostlara” devredilmesine hiçbir itiraz gelmemesidir. AKP’nin Anayasası’nda “özlediği”, “olmazsa referandum” dediği Türkiye böyle bir ülkedir…
Ülkemizin buraya sürüklenmesine izin vermemeli, buna bugüne kadar yapılmış özelleştirmelerin hesabını sorarak yanıt vermeliyiz.
Türkiye Komünist Partisi, bu çerçevede “Halkın İşini ve Ekmeğini Çalanlardan Hesap Sorma Zamanı” başlığıyla bir çalışma başlatmış olduğunu bütün kamuoyuna ilan eder. |
|
|
|
|